SON DAKIKA HABERLERI


ANA SAYFA           GIZEMYA GAZETESI            EMLAK               ILETISIM

                               

    

     

 

ANNEM

 

 

 

              

 

      Söze nasıl başlanır bilinmez ya. Ya sen konuşacaktın ya ben. Şimdi sen yoksun yarınlarda, senin boşluğunla ben konuşacağım. Bu gün on beşim anne tam on beş. Ne yollar kat ettim sensiz bilinmez belki ama senin yolunda yürüdüm hep. Belki düştüm dizimi parçaladım ve umutlarımla sen bana kızdın eskisi gibi. Yine dizini mi parçaladın ufaklık diye. Aslında bu tatlı kızmalarına bayılırdım ben senin. Kızmalarının içine bile tatlı bir tebessüm sıkıştıran sen her gün daha bir büyüyordun gözümde. İyi ki benim annemsin derdim. Tanrı seni bana bağışlasın diye dualar ederdim.

 

 

    Yine bir pazar günü hiç aksatmadığımız piknik günlerimizden biriydi. Mutlu aile bir aile fotoğrafı o fotoğrafa iliştirilmiş tek bir söz “peyniiiiir”. Mutluluk ancak bu kadar güzel ifade edilebilirdi. Sen benim o bayıldığım kurabiyeleri tabaklara koyarken, babamda mangal başında bir ilkbahar şarkısı mırıldanıyor. Bense yılları saymaktan yaşlanmış bir ağacın gölgesinde o muazzam havayı soluyorum. “Yemek hazır. Haydi sofraya.” Nereden bilinir ki bu annemle son yemeğimmiş. Piknik bittiğinde eşyaları elbirliğiyle toplayıp biniyoruz şirin arabamıza. Ama bilmiyoruz ki o şirin araba dünyamızı başımıza yıkacak. Babam yine bir ilkbahar şarkısı mırıldanıyor. Annem ona eşlik ediyor. Bense gülmekle yetiniyorum. Mutluluk bize hem yakın hem uzak olabiliyormuş şu dünyada. Solukların kesildiği bir anda sessizliği buğulu bir ışık yok ediyor. Geriye kalan tek sıcak söz ise ANNE oluyor.

 

      Kaza olalı yaklaşık yarım saat oldu. Ambulans sesi… Yardım edin diye bağıran babam hiçbir şeyin farkında değildi. Annem sıkışmıştı. Hareket etmiyor, konuşmuyor, gülmüyordu artık. Önce beni çıkarttılar arabadan. Sonra babamı. Peki ya sonrası? Annemi niye çıkarmıyorlardı? Annem neredeydi? Babam elleriyle yüzünü kapatmış gözyaşları döküyordu. O da farketmişti, orda sıkışıp kalan annemin o sıcacık yüreğinin çarpmadığını artık. Babam hayat arkadaşını kaybetmişti. Peki ya ben? Ben gözümü açtığımda gördüğüm o nur tanesini kaybetmiştim. Annemi kaybetmiştim. Canımı kaybetmiştim. Ambulans annemi beni ve babamı aldı. Çevre sakinleri şaşkın bakıyordu. Evet babamla ben hayattaydık, yaşıyorduk. Ya annem! Kanlar içindeydi… Neden nefes almıyordu ki?

 

 

 

       Hastaneye geldiğimizde annemi hemen ameliyata aldılar. Doktor son derece klasik sözlerinden birini söylüyordu. “Bir mucize beklemeyin. Çok kan kaybetmiş.” Umutsuzluk işte tam o noktada başlıyordu. Çaresiz bir bekleyiş… Bir ses, ameliyat bitti. Ben doktorun gözünün içine bakıyorum. Soluk, yorgun ve tükenmiş gözler iyiye işaret etmiyordu. Ve işte dünyamın yıkıldığı o an “NE YAZIK Kİ HASTAYI KAYBETTİK!”

 

 

 

      Annem, benim annem artık yok muydu? Sabahları onu görmeden mi gidecektim okula? Onu öpmeden mi uyuyacaktım? Sarılamayacak mıydım ona bir daha? Yanıtsız kalan sorular sorular sorular…

Yavaş adımlarla koridorun sonundaki solgun ve bitkin yüze yürüdüm. Babam çaresiz hayat arkadaşına veda ediyordu. “Ağlama baba şimdi sesini duyup kızacak sana. Hatırlamıyor musun? Ağlamak kendini kandırmaktır derdi annem. Ağlamamızı hiç istemezdi.” Babam ayağa kalktı ve bana sarıldı. Sonra…Sonrası bir veda mektubuydu zaten. Anneme son kez veda ediyordum.

Yıllar sonra şimdi on beşimdeyim. Aradan tam altı yıl geçti. Tam altı yıl. Kimi geceler yokluğu ağlattı beni. Hiç dokunmamaya karar verdiğimiz giysi dolabındaki eşyalarını kokladım bazen. Altı yıldır güzelliğini korumuş o muhteşem kokuyu soludum. Dokuzuma döndüm defalarca. Anne kız sohbetlerimizi anımsadım tekrar tekrar. “Sen büyüyüp koca kız olduğunda, biz yaşını başını almış ihtiyarlar olacağız. İşte o zaman sen tutunacağımız dalımız olacaksın” derdin.  Peki şimdi benim tutunacağım dalım nerede? Her gece gökyüzünden en parlak yıldızı toplayıp avucuma sen misali sohbet ediyorum, dertleşiyorum onlarla. Şu koca dünyanın umurunda değil belki tek bir insanın boşluğu. Ama ben bir anne kaybettim. Bir arkadaş. Bir dost. Acım büyük başım dik çünkü sen benim annemsin.

 

 

      Şimdilerde nice nice anneler günlerinde nur tanelerine bakıyorum. Sonra çocuklara. O mutlu aile tablolarına. Haydi şimdi sıra sende “PEYNİİİİİİİRRR”

 

 

 

 

 

 

 

 

                                                                                         Gizemya KAYNAR

                                                                                               8-B     501

 

                                                                        CUMHURİYET İLKÖĞRETİM OKULU