




UMUTLU BİR YURT TÜRKÜSÜ
UMUTLU BİR YURT TÜRKÜSÜ
Umutlu bir yurt türküsüdür bu
uçsuz bucaksız
Yıllar yılı dolaşacak dilden dile
Ben dağ başında açan çiçek
Ben ötelerde bir şehrin çocuğuyum
öğretmensiz
Kıraçtır topraklarım
bozkırlarım yağmur bekler
Sesim bir yurt türküsüdür
sınır boylarında
dinle
Karadeniz’de hırçın bir dalgayım
asi
Akdeniz’de sarı sıcak
Bir beyaz geminin yalnızlığı olurum
Ege’nin mavisinde
Güneyde ıssız çöller gibi kurak
Bir gurbet türküsüdür bu
özlem özlem
Ama durma
Yağmur yüklü bulut ol gel
filizlensin susuz fidanlarım
Bir okul dolusu yürekte öğretmen ol
En ücra köylerin yaşama sevinci
Gel
Gel ki
Bilgi açsın çiçek çiçek çam yeşili yaylalarımda
Ve aydınlığı olayım sonsuz karanlıkların
2 Haziran 2006 G.A.A.Ö.L
Şenay BULUT
G
GÖKÇEADA GÜNLÜKLERİ-8
“Bu Gökyüzü Hepimizin”
MELİS GÖNENÇ
İnsanların sadece “tek bir dünya” olduğu gerçeğini öğrenmeleriyle başlamıştı her şey..
Ve biz bu dünyada farklarımızın ahengiyle zenginleşmiştik…
Dünya çatısı altında sınırlar olmaksızın dolaşıp düşüncemize koyduğumuz kotalardan kurtulmuştuk.. Hayata dair bakışımız hür, ifademiz özgürdü…,Konuşmaya, dinlenilmeye, birbirimizi anlamaya, o kadar teşneydik ki vicdanlarımızı elimize almış, “mutlak” zincirlerimizi koparmıştık artık..
Küçüktüm...Uçurtmalar uçururduk biz küçük çocuklar dizisi.. Gökkuşağı renkleriyle bezenmiş bir uçurtmam vardı. Rüzgara takılır umarsızca gökyüzünde havalanırdı. Ruhum, onu izlerken mavilikleri tanımıştı.. O, havada yükselir, çoşkum arttıkça artardı. Gökyüzü bir taneydi ve benim uçurtmamı kimbilir kimler izliyor diye düşünürdüm. Onu seyrederken heyecanımda yalnız olmadığımı bilip daha çok heyecanlanırdım.. Çadırımız aynı gökyüzüyken, evet mutlaka birileri özgürlük şarkılarımı duyuyor derdim..
Bir gün uçurtmam bütün çabalarıma rağmen uçmadı. Ruzgar elverişliydi, teknik doğruydu, uçurtmam sağlamdı ama işte ne yaptıysam uçmuyordu.. Bütün gece uyuyamadım.. Ertesi gün tekrar denedim, ve sonra tekrar… ama olmadı…
Büyüdüm. Ve anladım...
“ kalbimin çok derin bir yerinde
bir uçurtmam var
uçmuyor
kuyruğunda senin derdin var”
Uçmuyordu, kuyruğunda senin derdin vardı.. Senin derdin varken benim uçurtmam uçmazdı, gökyüzü mavi olmazdı. Sen uçurtmamı bir yerlerde seyreden gökkuşağının herhangi bir rengiydin.. Sen benden farklı olan, kendimi tanımlamama, varlığımı sorgulamama neden olandın.. Sen düşüncemin mutlak olmadığını anlamamı sağlayandın.. Sen zor durumda kalan, değiştiremeyeceğin, varoluşsal gerçekliklerin yüzünden yabancılaştırılandın.. Sen benden farklı ama tam da bana benzeyendin aslında.. Hiçbir sınırlandırılmışlık, belirlenmişlik ya da kimlik değil, sadece insandın…