YENI


SON DAKIKA HABERLERI


ANA SAYFA           GIZEMYA GAZETESI            EMLAK               ILETISIM
                               

                                

      

                                             BİZ GÖKÇEADA’DA KAÇ KİŞİYİZ?

 

            En çok merak ettiğim sorulardan biri! “Biz Gökçeada’da kaç kişiyiz?” Üç nesildir her türlü baskıya işkenceye siyasi ve ticari linçe maruz kamalarına rağmen mücadeleden asla ödün vermeyen kaç yurtsever var Gökçeada’da. İçimizden biri çıkıp bu sorunun yanıtını almak istese; “Haydi yurtseverler” Cumhuriyet Meydanı’na.” dese; kaç kişi toplanır dersiniz? Üç- beş- on ya da yüz kişi mi? Belki de çağrıyı yapandan başka kimsecikler gelmeyecektir o meydana. Neden? Yurtseverlerin çoğu uykusever olmuştur da ondan…

             

            Sporun her dalını seven, özellikle milli maçları izlemekten büyük zevk alan birisiyim. Galatasaray’lı kızım Şazimet’in hatırı için Galatasaray’ın  şampiyon olması benim de hoşuma gitmedi değil, ama, olup bitenleri anlamlandırmakta çok zorlandım. Bu nasıl bir aşktır, bu nasıl bir sevdadır ki, anne, baba, kardeş hatta ülke sevdasının bile önüne geçebiliyor. Ne oluyoruz, neyin zaferini böylesine bir çılgınlıkla kutluyoruz    

                       

Tarih 10.05.2008 saat: 21.00 civarı Gökçeada çalkalanıyor. Bir anda ne olduğunu anlayamadığım bir dalga Cumhuriyet Meydanı ‘nı teslim alıyor. İki saat boyunca Cumhuriyet Meydanı’nda hayat duruyor, trafik kilitleniyor.  Meydan tam anlamıyla kuşatma altında. Bir an olayın şoku ile kendi kendime soruyorum; “Neler oluyor böyle? 1 Mayıs İşçi Bayramı’nda Tandoğan Meydanı’na giremeyen işçiler, emekçiler başka alan bulamadılar da Gökçeada’da  Cumhuriyet Meydanı’nda mı eylem yapıyorlar?

Çok geçmeden olay anlaşılıyor! “Kutlu Doğum Haftası’na yakışan bir derbi olsun”

 diyen Fetullahçı Hakan Şükür’ün oynadığı takım şampiyon olmuş! Aman ALLAH’ım yer yerinden oynuyor!  Siren sesleri, naralar, oleyyy….ler  cim-bommmm… lar… Araç komvoyları, havai fişekler,  haykırışlar, bir elinde bira şişesi, bir elinde cim-bom bayrakları yüzlerce genç zembereği boşanmış saatli bomba gibi sözde cim-bom’un şampiyonluğunu kutluyorlar. 6.000 nüfuslu Gökçeada da manzara böyleyken İstanbul- Ankara- İzmir ne haldedir bilemem? Yıkılıyordur vallahi o kentler…

Biliyorum, biraz sonra, geleceği karartılmış bu gencecik beyinlerin çılgınca sevinçleri  gecenin karanlığında yok olup gidecek?

Böylesine bir çılgınlığı Marmara’dan Saroz’a, oradan da Gökçeada’ya uzanan fay hattı mı tetikliyor acaba? O değilse 12 Eylül 1980’in dip dalgaları mı? Ya da AKP faşizminin ılımlı İslam afyonu dopingi mi? Ya da emperyalizminin gittikçe dozunu artırdığı acımasız sömürü kuşatmasının yansımaları mıdır bu tablo?

Meydanı dikkatle izliyorum; her kesimden gençler var. Türk, Rum, Kürt, Laz sarmaş dolaş…

Güzel bir sarmal!

Her biri işsiz güçsüz pırıl pırıl gencecik fidanlar, yarınlarla ilgili endişelerini unutmuşlar.

Kimse sormuyor!

Kimse sorgulamıyor!

Dedemi, babamı, beni meteliksiz bırakanlar kimler?

Bu ülkenin öz evlatlarının geleceğini ipotek altına alanlar kimler!

Ülkeyi, limanlarından madenlerine, bankalarından, topraklarına stratejik önemi olan TELEKOM gibi kurum ve kuruluşlara kadar satanlar kaç kişi? Biz kaç kişiyiz?

Ülkemizde yıllardır süren anlamsız savaşlarda dökülen kan onların kanımı mı bizlerin kanı mı?

Bu ülkede yoksulluk bizim için kader, varsıllık onlar için ödül mü?

Oyumuzu bir torba kömüre biz mi satıyoruz onlar mı alıyorlar!

Sorular çok, yanıtlar muhtelif!

Varsa yoksa top…

 Taçtan ve orta sahadan hücum edenler hep o topun peşindeler biliyor musunuz? İçi futbol topu gibi boşaltılmış gencecik kellelerin peşindeler. Kim olduklarını öğrenmek mi istiyorsunuz bu kafatası avcılarının:  Emperyalistler, faşistler, bölücüler, din tacirleri… Bizim sahamızda bizim topumuzun peşindeler biliyor musunuz?  Öğrenen, öğreten, üreten, sorgulayan aydınlık beyinler olmasın diye!

Ey benim güzel ülkemin güzel insanları, gelin hep birlikte bir futbol maçı yapalım. Türkiye sahasını, emperyalizmin ve işbirlikçi din tacirlerinin cirit attığı bir futbol sahası olmaktan çıkarıp, onları toplarıyla birlikte taca atalım. Tıpkı Çanakkale Savaşı’nda, tıpkı Kurtuluş savaşında olduğu gibi…

                    

 

Naci KAYNAR